Eser Bilgisi
KIŞ MEKTUBU “Her nefis ölümü tadacaktır.” Âl-i İmran: 185 “Biz Allah’a âidiz ve yine O’na döneceğiz.” Bakara Sûresi: 156 “Ten fânîdir cân ölmez çün gitti girü gelmez Ölür ise ten ölür cânlar ölesi degül” *** “Bu dünyede bir nesneye yanar içim göynür özüm Yiğit iken ölenlere gök ekini biçmiş gibi” Yunus Emre 156. sayının mektubunu derginin e-posta adresine gönderdikten kısa bir süre sonra yed-i emi-nimiz Vedat Erden arayıp “Ağabey müteakip sayının başlığını ilan etmemişsiniz” dedi. Evet, etme-miştim, edememiştim… İnsana dair hiçbir şey yabancımız değildir. Mustafa Çalık’ın 2018 yılında yakalandığı menhus hastalık çok ilerlemişti. Artık hiçbir tedâvi fayda vermez olmuştu. 25 Kasım 2023 tarihinde Gümüşhane’nin Çalık köyünden arayıp “İhsan, yarın tedâvi için İstanbul’a geliyorum. Öl-meye geliyorum. Artık benim buradan cenazemi kaldırırsınız,” demişti. Ertesi gün, son tedavilerini yaptırmak üzere İstanbul’daki özel bir üniversite hastanesine geldi. 6 Aralık 2023’te saat 12.40’ı göste-rirken Hoca emaneti teslim eyledi. İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi raciûn… Bekliyorduk… Lâkin “Her ölüm erkendir” fehvasınca Hocanın aramızdan ayrılması da çok erken oldu. Yiğitçe yaşadı ve irtihâli de yiğitçe oldu. Dost ve yakınları olarak bunun şahidiyiz. Ves-selâm… Türkiye Günlüğü, elinizdeki sayı ile birlikte neşir hayatında 35. yılına girmiş oldu. rahmetli Hocanın gördüğü son sayı 156. sayı idi. 157 sayı Türkiye Günlüğü dergisinin tarihinde bir dönüm nok-tası teşkil etmektedir. Zira artık Hoca olmadan, onun vasiyeti doğrultusunda, emanetine sahip çıkarak, çıtayı düşürmeden, irtifa kaybına uğratmadan inşallah neşir hayatına devam edeceğiz. Türkiye Günlüğü’nün elinizde tuttuğunuz sayısını Mustafa Çalık’ın aziz hatırasına ithaf ediyoruz. Bu özel sayının münderecatında Mustafa Çalık Hocanın dostları, onu kendi zaviyelerinden çok güzel tasvir ettiler. O kadar ki bana söz kalmadı, diyebilirim. Bununla birlikte Mustafa Çalık’a dair tebârüz ve tebellür etmiş birkaç noktayı kendi adesemden tahkiye etmek istiyorum. İnsan bir muammadır ve aynı zamanda bir meçhuldür. Meçhul olmaklığıyla insan aynı za-manda bir kenz-i mahfîdir. Ve her şeyden evvel zübde-i âlemdir. Mustafa Çalık mevzu bahis olunca yu-karda tâdat ettiklerimin hepsi aynı anda devreye girer. Merhum Hocayı kendi zaviyemden takdim, tavsif ve tasvir etmeden evvel hoca ile nasıl mülâki olduğumu kısa bir şekilde tahkiye edeyim; Yıl 1989, Nisan ayının sonları idi hatırladığım kadarı ile. Ankara’da ev arkadaşlarımdan biri olan Hüseyin Bal bir gün bana gelip “Azizim, çok güzel bir dergi çıkmaya başladı, mutlaka almalısın” dedi. Bunun üzerine “Türkiye’de mecmua çıkmaz artık. Hür tefekkürün kalesi dinamitlenmiştir’’ di-yerek Cemil Meriçvâri bir cevap verdiğimi hatırlıyorum. Bu kez Hüseyin beni en hassas yerimden vurdu: “Yahu Cemil Meriç üzerine çok güzel bir yazı var bu sayıda”. Uzatmayalım, ertesi gün Kızılay’a inip Zafer Çarşısı’nda bir kitabevinden Türkiye Günlüğü dergisinin demokrasi özel sayısı başlığı ile çıkan ilk sayısını alıp eve gelmiştim. Bir iki gün içerisinde dergiyi okuyup bitirmiştim ve bazı yazıları anlamakta da zorlanmıştım. Hiç vakit geçirmeden o haftanın cumartesi günü derginin Adakale So-kak’taki idare merkezine gittim ve editör ile görüşmek istediğimi söyledim. Beni odasına buyur ettiler. Sonradan hatırladıkça güldüğüm halim şöyle idi: Gençliğin, cahilliğin, taşralılığın verdiği cesaretle karşımdaki şahsa çıkardıkları dergi için kendimce takdirâne ifadeler kullanıyordum. Mustafa Çalık, sözüm bitene dek hiç araya girmedi ve beni tepeden tırnağa süzerek yine hiçbir hüküm belirtmeden oturmamı istedi. İlk muarefemiz böyle başladı. Bu ilk muarefede karşımdakinin müthiş bir insan sarrafı olduğunu hissetmiştim. Çünkü beni öylesine süzmüştü ki tabiri caiz ise beyin tomografimi bile çıkarmıştı. Bu ilk karşılaşmamızda -mizaçtan kaynaklanan- bir ülfiyet peydah olmuştu. Her cumartesi derginin yazıhanesine uğrar olmuştum. Bu muarefe, ağabey-kardeş, hoca-talebe münasebetine şu anlatacağım anekdottaki şekliyle tahvil olmuştu. Bir Cumartesi günü Mustafa Hoca’ya bir kitap bırakıp hemen çıkmak istedim. Mustafa Hoca “İhsan nere gidiyorsun?” dedi. “Hocam, sahaflara kitap aramaya gidiyorum” dedim. Hangi kitabı aradığımı sordu. ‘’Hangi kitabı aradığımı bilmiyorum!’’ diye cevapladım. Taaccübî bir edayla “Nasıl yani? Aradığın kitabı bilmiyorsan neyi bulacaksın?” dedi. Bunun üzerine “Hocam, sahiden hangi kitabı aradığımı bilmiyorum ama kimin kitabını aradığımı biliyorum. Mehmet Genç’e ait bir metin.” Cevaben “Yaa! Mehmet Genç’in hangi metnini arıyorsun?” diye sordu. Hocam hangi metnini bilmiyorum ama Hocanın imzası olan bütün kitapları alacağım.’’ Bunun üzerine biraz ironik bir şekilde “Yaaa! Bulursan bir nüsha da bana al” dedi. “Hay hay” deyip kapıya doğru yöneldiğimde “Canım” dedi “gel otur şuraya, Mehmet Genç ne zaman yazdı da sen alıp okuyacaksın.” Geri döndüm, oturdum ve Mehmet Genç’e dair o ana dek edindiğim en teferruatlı mâlûmatı Mustafa Çalık Hocadan dinledim. Daha sonra öğrendim ki Mustafa Hoca Türkiye Günlü-ğü’nü çıkarmadan önce ilk istişâreyi Mehmet Genç Hoca ile yapmıştı. O günlerden Hocanın vefat ettiği 6 Aralık 2023 tarihine dek tam 34 yıllık bir hukukumuz oldu. Zeki insan; farklı gibi gözüken noktalarda farksızlığı, farksız gibi gözüken noktalarda da fark-lılığı tefrik eden insandır. Bu hüküm cümlesini en fazla hak edenlerin başında Mustafa Çalık gelir. Eskilerin tabiriyle seriyyü’l-intikâl idi. Bu itibarla teâruz ve tetâbuk eden noktaları anında görüp muha-tabına veya muarızına mukabelede bulunmayı sanatkârâne bir şekilde ifa eden bir ikinci şahıs var mıdır bilmiyorum. Mustafa Çalık’ı iyi tanıyanlar onun son derece nâzik ve iltifatkâr bir insan olduğunu bilirler ve ifade ederler. Bazı televizyon programlarındaki sert, şedîdü’l-mizaç hali onun çok nadiren ve de husûsen muhatabına göstermek istediği yüzüdür. Bu hâl istisnaîdir. Gündelik hayatında “nezâket her kapıyı açan bir anahtardır’’ kaziyesini hayat düsturu edinmiş bir şahsiyettir. Derginin idarî merkezi haftanın belirli günlerinde içtima edilen, sadece Ankara’nın değil Türkiye’nin entelektüel dergâhı olması hasebiyle çok farklı şahsiyetlerin iştirak ettiği sohbet meclislerine ev sahipliği yapan bir merkezdir. Bu sohbetlere iştirak edenler ne söylemek istediğimi çok iyi bilirler. Türkiye Günlüğü dergisi neşir hayatına Adakale Sokak’ta başlayıp Konur Sokak’ta ve Tunus Caddesi’nde devam ettikten sonra şimdiki adresi olan İşçi Blokları Mahallesi’ne taşınmıştır. Bu dört idari merkeze öylesine farklı mezhep, meşrep, meslek, mektep, mizaç ve fikriyattan insanlar gelmiş-lerdir ki bütününü birbirleriyle kavga ettirmeden sevk ve idare etmek hem ârifâne hem de sanatkârâne bir hal, tavır ve meziyeti iktiza etmektedir. Mustafa Çalık bunu vefatına dek 34 yıl boyunca Türkiye Günlüğü yazıhanesinde icra etmişti. Bu tavrına hayran olmamak imkânsızdı. Gelen misafirlerin renkliliğine, çeşitliliğine ve farklılığına rağmen birbirleriyle kavga etmemelerini zaman zaman cemaliyle, zaman zaman celaliyle ve bunların üstünde nezâketiyle îfa ederdi. Cedit Grubu olarak zikredilen ekibin tereddütsüz en zeki, en kabiliyetli, müktesebatı en iyi olan ferdi idi. Söyleyeceğim mübalağalı gibi gelebilirse de, Cedit Grubu diye tesmiye edilen zümrenin fertlerine sorulacak olur ise bu hükmün isabetinin teslim edileceğinden eminim. Müktesebatı, tarihten edebiyata, edebiyattan sanata, sanattan siyasete, siyasetten felsefeye varıncaya dek en az bu sahaların mütehassısları kadar derinlik arz eder idi. Fakat Mustafa Çalık’ı Mustafa Çalık yapan tüm bu hususi-yetleri Allah’ın çok nadir kullarına ihsan ettiği meleke olan nâtıkası (hitabet kabiliyeti) ile takdim ve tahkiye etmesidir. Her meseleyi öylesine sanatkârâne bir şekilde tahkiye ederdi ki karşısında mevzunun erbabı şapka çıkartırdı. Teatral kabiliyeti, humor hissi çok yüksek olan nadir şahsiyetlerden biriydi. Makama masruf fıkra anlatma kabiliyeti de farklı bir hususiyeti idi. Hele hele Gümüşhane, Bayburt ve Erzurum ağzını aksanıyla yapardı. Bana göre Mükerrem Kemertaş’dan sonra “Huma Kuşu’’ türküsünü en güzel okuyan kişi de Mustafa Çalık’tı. Nitekim 4 Ağustos 2023’te Enver Paşanın kabrini ziyaret maksadıyla İstanbul’a geldiğinde Mehmet Bozdağ’ın misafiri olarak bulunduğumuz mekânda istirhamım üzerine bahsi geçen türkünün Divriği versiyonunu okumuştu. Kendisinden dinlediğim son türkü de bu oldu. Mustafa Çalık kelimenin hakiki anlamıyla cümlesi olan erbab-ı kalem ve erbab-ı kelâmdır. Türki-ye’de yaşamış birkaç üslup dehasından biridir. Onu diğerlerinden farklı kılan yanı ise yazıda gösterdiği kabiliyeti konuşmada da göstermesidir. Hem yazısında hem de konuşmasındaki Türkçe hassasiyeti bana göre yaşayan Türk muharrir ve mütefekkirlerinin hiçbirinde yoktur. Cümle yapısının sağlamlığı, selis ve beliğ Türkçesi, kadim kelimâtı istimal etmede tereddüt göstermeyişi tefrik edici hu-susiyetlerindendir. Mustafa Çalık kadar doğru bildiği yoldan zerre miktarda taviz vermeyen ve hiçbir dünyevî güç karşısında boyun eğmeden ısrarla ve inatla davası uğruna harekete geçen bir insan daha tanımadım. İnsanı insan yapan en önemli hususlardan biri irade ise -ki öyledir- Mustafa Çalık serapa iradeden ibaretti. Mustafa Çalık’ın Türkiye Günlüğü dergisi, Türk kültür hayatına ciddi katkıları olan büyük bir mekteb hareketidir. Türkiye’de eşine az rastlanılır bir istikrarla neşir hayatını sürdüren 35 yıllık bir dergidir. Türkiye Günlüğü ile birlikte Polemik ismiyle bir tenkit dergisi de neşretmişti. Ayrıca “Cedit Neşriyat” ismiyle bir yayınevi de bulunmaktadır. Bir Cedit müntesibi olarak şunu da söylemeden geçemeyeceğim: Türkiye Günlüğü denince ilk akla gelen Mustafa Çalık’tır ve Onunla aynileşmiş vazi-yettedir. Mustafa Çalık’ın dostluğu ve düşmanlığını ayrı bir başlık altında işlemek gerekir. Onun dost-luğu zor zamanların dostluğudur. Dost ittihaz ettiği insanlara zora, dara düştüklerinde gözünü kırp-madan, bilâ ivaz velâ garaz, hesap kitapsız, sorgu sualsiz koşar ve mucibince amel ederdi. Dostlarına son derece müşfik, mültefit ve cömertti. Fakat Allah kimseyi Mustafa Çalık’ın düşmanı etmesin. Dost-larına ne kadar müşfik, ve mültefit ise düşmanlarına da bir o kadar cebbar, sert ve şeditti. Hiçbir düş-manı da karşısında duramazdı. Düşmana karşı serapa bir yürekten ibaretti. Hocanın eşinden dostundan yakınlarından, siz okurlarından kısacası hukuku olan herkesten onun namına helâllik istirham ediyorum. Allah mekânını cennet, makâmını âlî eylesin. Bâkî hürmet, muhabbet, hasret ve duâ ile… 158 sayımızı ağırlıklı olarak 31 Mart’ta yapılacak mahallî seçimlere tahsis edeceğiz. Seçim sonuçları ve seçmen profiline dair akademisyen ve entelektüellerin katkılarını bekliyoruz. Müteakip sayımızda buluşmak üzere. Allah’a emanet olunuz. İhsan Ayal
Kitap 2024 yılında Cedit Neşriyat tarafından [ANKARA] 1300-2767 ISBN kodu ile yayınlanmıştır. 328 sayfadır. TÜRKİYE GÜNLÜĞÜ, MUSTAFA ÇALIK ÖZEL SAYISI (2. BASKI) adlı eser Türkçe dilindedir.
Kitap, 19,5 cm genişliğinde 27,5 cm uzunluğundadır.
Kitap KARTON KAPAKLI cilt bilgisi ile en son 2 ay önce güncellenmiştir.
TÜRKİYE GÜNLÜĞÜ, MUSTAFA ÇALIK ÖZEL SAYISI (2. BASKI) adlı eser, Kitap > Süreli Yayınlar > Dergiler > Sosyoloji kategorisinde Yeni olarak satıştadır.
Kondisyon: Yeni
Ürün kondisyonları ürün açıklamalarında belirtildiği ve/veya ürün fotoğraflarında görüldüğü gibidir. Açıklamada yer alan veya fotoğrafta görülen üründen farklı nitelikte bir ürün gönderilmesi halinde siparişin iadesi/iptali kitantik güvencesi ile sağlanabilmektedir.
Kargo Ödeme Durumu
Ürün Cedit Neşriyat tarafından, Aras Kargoyla gönderilecektir. Kargo ücreti 130.00 TL dir ve sipariş anında ödenir. Aynı mağazadan veya ortak kargo anlaşmalı mağazalardan bu ürünle birlikte alacağınız diğer ürünler için ek kargo ücreti ödemezsiniz.
Cedit Neşriyat - Mağaza Hakkında
Cedit Neşriyat, 1992 yılında kurulmuş olup, o tarihten beri ulusal ve uluslararası düzeyde düzenli faaliyet yürütmektedir. Yayınevimiz, “Tanınmış Ulusal Yayınevi” ve “Uluslararası Yayınevi” niteliklerini haizdir. Yayınevimiz, aynı alanda, farklı yazarlara ait yirmiden fazla kitap yayımlamıştır. Cedit Neşriyat tarafından yayımlanan kitaplar, dünyanın önde gelen üniversite ve kamu kütüphanelerinin kataloglarında yer almaktadır.
Üniversitelerarası Kurul Başkanlığı (ÜAK)’nın 2019 Ekim Dönemi Doçentlik Başvuru Şartlarında belirttiği üzere, “Uluslararası yayınevi: En az beş yıl uluslararası düzeyde düzenli faaliyet yürüten, yayımladığı kitaplar dünyanın bilinen üniversitelerinin kataloglarında yer alan ve aynı alanda farklı yazarlara ait en az 20 kitap yayımlamış olan yayınevi”dir.